18 Temmuz 2012 Çarşamba

AĞARTI

...
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe Korkmak
yüzünle geldiğini

Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim


Cahit Zarifoğlu



3 yorum:

Adsız dedi ki...

Buralarda hava berbat "küçük hanım" sabah akşam iklime sövüyorum.
Tabiat değil beni yoran, ahh şu plaza kadınları
takıp kıçlarına keşişleme rüzgarı, bir bir önümden geçiyorlar.
henüz ısınmadı apışaraları,
vakit varken birine mutlaka koklatmalı.

Felix

Adsız dedi ki...

Üç gündür sıtma nöbetlerine tutulur gibi terliyorum.
Üzerinize afiyet fena üşütmüşüm "küçük hanım".
Bilumum otları içtim ama ne fayda.
En nihayetinde canıma ot tıkadığımı anladım.
Sesim soluğum çıkmaz oldu, Göğsümde rüzgar yumuşatırım sandığım balkonda
bildiğin diktatör kesildim.
Her selam faslına sadece el sallayarak,
tören alanına çevirdim siktiğimin sokağını.
ele vermedi bıyıkaltından gülüşümü
titreyerek yanan sokak lambası .
Çoğunu görmezden gelirken
Dostun biri bağırdı
-Selamsız bandosuuuuuuu . Dedi ve yürüdü, yürüdü,
Benim gözlerim büyüdü , büyüdü,
Madem selamsız bandosunun şefiyim, Yani bilmem kaçıncı Murat’ım
Hayyam’ı geçmeden Neyzen Tevfik’e varmadan dermanıma kavuşmalıyım.
Altını üstüne getirdim dolapların, baktım kuytuda bir şişe,müthiş kristalize .


Unutmayınız ki “Küçük hanım”
Mektebi meyhane olanın , irfanı muhabbet olur,hanesi ziyaret.
Seyrekte olsa ziyaretime gelen Bulgar bir sevgilim vardı,
kendi eliyle aşırırdı boğma rakısını , dede denilemeyecek puştun zulasından.
hasbelkader göz aşinalığımız var Kiril alfabesine ,
Oracıkta anladım bu körpe , Dimitrov’un bağlarından gelmiş şehrimize.
Çok sert olur boğma rakı “Küçük hanım” İçeceksen yavaş iç.
Benim raconum çay bardağının ilk boğumuyla demlenmek,
Ser’den geçerken yari hatırlayıp şenlenmek .

Bu gün daha iyiyim
Sesim de nefesim de yerinde “Küçük hanım”
Haa unutmadan! Bu akşam yine şenleneceğim ,


Felix

Adsız dedi ki...

Şimdilik Neyzen Tevfik'den bir şiir ve bir anıyla hoşça kal diyorum . Sağ yanından , bir buçuk gamzenden öpüyorum.

HAMAM SEFASI...

Bir gün Neyzen, arakdaşı çaycı Hacı ile İbrahim Paşa hamamına gitmişti. İkisi de genç, ikisi de dinç, ikisi de çok içki içen adamdı. Keyif bu ya, hamamda bir keyif yapma arzusuna kapıldılar, yani hamamda rakı içmek, hem de bir kaç gün sırtı sıra demlenmek istediler. İki dost ufak bir damacanaya o devrin çok meşhur rakılarından olan ve Büyükada’daki manastırda bir papazın çektiği rakıdan -ki o yıllarda buna “papazın düzü” derlerdi- doldurttular. Bardak, kadeh, fincan almak lüzumunu duymadılar, hamam tasları ne güne duruyor? Rakıyı da kurnalardan birine döktüler, başına geçip taslarla içmeye başaldılar. Neyzen çaldı, Hacı okudu. Hacı okudu, Neyzen çaldı. Böylece günü geçirdiler. Rakı tükenince getirttiler. Üçüncü gün peştemalları da attılar. Çırılçıplak, ney çalarak, okuyarak, şiir söyleyerek çakıp durdular. Hamamın sıcaklığı onları bol bol terletiyor ve bu yüzden içki tutmuyor, adam akıllı sarhoş olamıyorlar.

Ne yapmalı? Neyzen hemen kararını verir: Sırtına bir peştemal alarak sokağa fırlar. Direklerarası’ndaki Sokrat eczanesine koşarak büyük bir şişe eter alır. Hamama dönünce eteri, kurnaya döker. Başlarlar içmeye. Taslar çoktan beri kurnanın dibinde, rakının içinde. Kim çıkaracak? Esasen tasa ne hacet var, beygir gibi eğilip içmek dururken… Eğilip lakır lakır içiyorlar. Ney, mey, şiir, ahenk, keyif ve cezbe!.. Bu cümbüş dört gün sürüyor. Nasıl oluyorsa oluyor, nerden kafalarına esiyorsa esiyor. İki kafadar Adem, Havva, şeytan ve cennet hakkında bir bahse takılıyorlar. İki çıplak, Adem’in cennette nasıl gezdiğini, elbisesi ve donu olup olmadığını konuşuyorlar. Ve nihayet Adem’in cennette kendileri gibi çıplak yaşadığına hükmediyorlar. Madem ki Adem babamız çıplak gezer, onlar niçin gezmesin? Gezerim, gezmezsin derken Neyzen fırlayarak, “ben gezerim, işte Şehzadebaşı’na gidiyorum!” diyerek hamamın kapısından sokağa uğruyor. Neyzen’in çıkamayacağına inanan Hacı, belki dışarıda soğuktan gizlenmiştir düşüncesiyle Tevfik’in peşinden kontrol kaygısıyla çıkıyor. Fakat Neyzen’in sokağa çıktığını öğrenince, o da fırlıyor. Neyzen önde, Hacı arkada, ikisi de çırılçıplak sakallar uzamış, Şehzadebaşı’na kadar geliyorlar. Nihayet gerek Neyzen’in, gerek Hacı’nın hürmet ettikleri, saydıkları, sevdikleri hatta korktukları bir arkadaşa haber veriyorlar. Ve ancak onun müdahalesi üzerine iki çıplak, hamama dönüyorlar…

Kendisini Bakırköy Akıl Hastanesi’nde yakından tanımış olan Dr. Rahmi Duman: ”Neyzen Tevfik, elinde içkiyi biberon gibi bulmuş adamdır. Onun içişini bilimsel olarak açıklamanın imkanı yoktur” yargısına varmaktadır. (Milliyet Sanat Dergisi, 26.01.1973)


MECNUN


yürü be ehl-i deve endamını göreyim
sensiz gecen günlerin ecdadını sikeyim
ben mecnunmuyumki bir am için çöllere düşeyim
mecnunuda sikeyim leylayıda
nağmeler dolu hüday-ı hikmetin
senin seksiliğin ilahi şehvetim
dudağından aldığım tek bir busenin
hasretini çekip ağlayanı sikeyim

pelteklenen vücudun olsada leş
benden uzaklarda istersen kahpeleş
şeytana uyup seni sikeni sikeyim
sizler eşim dostum arkadaşlarım
eşim dostum olmayanın anasını sikeyim

düşmüşüm bir .orospunun sevdasına
yürü ya katır endamını göreyim
felek böyle yazmış defter-i hatırasına
ben böyle hatıranın ecdadını sikeyim

sen atifada yoktun
neren değilki deliksiz
bende onun mehtabı var
safi etten kemiksiz

ben böyle devr-i devranın
izzeti ikramını sikeyim
bırakın yansın ipnelerin alayı
su veren itfaiye aracının egsozunu sikeyim

Neyzen Tevfik

Yorum Gönder